Veysi Altay: Hükümetin attiği adımları çok gerçekçi bulmuyoruz
İSTANBUL
Veysi Altay, İnsan Hakları Derneği (İHD)'nin İstanbul şubesi Yönetim Kurulu Üyesi. Kendisiyle Türkiye'deki Kürt Sorunu üzerine konuştuk. Derneğin bu konudaki çalışmaları hakkında, bizim sorularımızı yanıtladı.
Türkiye'de son yıllarda , AB kriterlerine uygun olarak olarak , Türkiye'deki azınlıklara bir takım haklar verilmeye yönelik yasalar çıkarılıyor. Bunların pratikte uygulandığını söyleyebilir misiniz?
Veysi Altay: Evet, bir takım yasalar çıkarılıyor. Ama bunlar sadece çıkarılmakla kalıyor, pratikte uygulandığını söylemek çok zor. Bunlar, ,AB'nin kriterlerine uymak için çıkarılıyor.
Derneğiniz, İnsan Hakları çalışmalarında Türk Hükümeti tarafından baskılarla karşılaşıyor. Sizce bu baskının nedeni ne olabilir?
V.A: Biz, kurum olarak 27 başlıkta calişiyoruz. Devletin bireye karşı işledikleri suçlar hakkında çalışıyoruz, yani devlete karsı mücadele ediyoruz.İktidarı teşhire yonelik çaba harcıyoruz. Devlet de bunu kendi yöntemleri ile önlemeye çalışıyor, bu da çok doğal bir süreç.
Başbakan Erdoğan, Bu bir kürt problemi değil terördür, Bu da demokrasiyle çözülür, dedi. Sizce, Erdoğan'ın bu açıklaması sorunların çözümüne katkıda bulundu mu?
V A.: Kürt sorunu demokrasiyle çözülecek bu gerçek. Sayın Erdoğan'la hem fikiriz, ama bunu demekle bitmiyor. Adını koymak kolay. Geçmişte Sayın Demirel'de bu realiteyi tanıyoruz dedi, ama hala bir ilerleme yok.İsmi koymak yetmiyor ama isminin konması da önemli bizim için. Kürt sorunu daha cok demokrasi ile çözülür diyen bir mantık var ama sonra da Türkiye Cumhuriyeti tek bayrak, tek dil dediğiniz zaman sorunu çözmekten uzaklaşırsınız, bu sebeple devletin attığı adımları çok gerçekçi bulmuyoruz.
Çatışmalar sırasında 2-3 milyon insan evinden uzaklaştırıldı. Şimdi ise terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması adlı bir yasa çıkarıldı. Bu konu hakkında bir değerlendirme yapabilir misiniz?
V. A.: Bu yasa da AB'nın baskısıyla çıktı. Bu da diğerleri gibi bir yasa. İnsanlar zorunlu göçe tabi tutuldu. Devletin bünyesinde ki insanlar bu insanların arazilerini kullanıyorlar ve o insanlar geri dönemiyor. Devlet kendini AHİM'den aklamak için böyle bir yasa çıkarıyor ve oraya başvuran insanlara benim evimi PKK yaktı diye imzalatıyor. öyle yardım ediyorlar ve bu yardım da yeterli değil. Bu insanlar 15 yıldır kendi topraklarından çıkarılmış. Bir yığın sorun var bu para ile çözülecek bir şey değil devlet özür dilemek zorunda. Ödenen paralar o insanların psikolojisin yerine getirmiyor. O arazilere mayınlar döşenmişti o yüzden şimdi insanlar orlarda iş yapamazlar.
Kürtlerin çoğunluğu AB' ye olumlu bakıyor. Diyarbakırda AB'ye %80 oranında olumlu bakılıyor. AB, çatışmanın çözümüne bir yardımda bulunabilir mi sizce?
V.A: Ben birey olarak olumlu bakıyorum.Türkiye AB'ye girerse bazı konuların tartışma olanağı artacak. Türkiye AB' ye girmeli, girerse insan hakları alanında daha ileriye gidecek. Türkiye AB'ye girerse kürtler daha cok hakka sahip olabilecegi için kürtler AB'yi destekliyorlar. Türkiyenin kırmızı noktaları var. Demokratikleşme meselesi, Ermeni meselesi gibi meseleler daha kolay konuşulur hale gelecek.
DEHAP'ın Başkanı Tuncer Bakırhan 'Kürt Sorunu, aynı zamanda siyasi, ekonomik ve sosyal bir sorundur.' dedi. Oli Rehn ise bu insan hakları ile ilgili bir sorundur dedi, bu konu hakkındaki yorumunuz nedir?
V.A: İnsan hakları dediğinizde, ekonomi de yaşam hakkı da girer içine. Tuncer Bakırhan'ın'da dediği gibi bu, siyasi ekonomik ve sosyal bir sorundur. Siyasi partiler yasasının, seçim barajının değişmesi gerekir. Bugün, kürtler hala ana dilde eğitim yapamıyorlar. TRT 3'te yarım saatlık sabahın 6'sında kürtçe yayın yapılıyor yalnızca. Bunlar göz boymaktan baska bişey değil. Koruculuk sistemi kalkmalı, kürt siyasetçilerin önü açılmalı, bu insanlar kendi dilinde eğitim alabilmeli, kendi ismini kullnabilmeli.
Reformların yavaş ilerlemesinden dolayı PKK altı yıl verilen aradan sonra geri döndü, ama 20 Ağustos'ta Erdoğan'ın açıklamasından sonra, PKK 93,95 ve 98'deki ateşkeslerden farklı bir ateşkes yaptı. Ancak buna rağmen hükümet askeri operasyonları artırdı. Bunun sonucunda ne oldu?
V.A.: PKK dönemsel olarak ateşkesler yaptı. en son 1995'te ateşkes yaptı. Bununla olumlu bir hava yaratıldı, ama devlet yeterince adım atmayınca PKK çatışmayı tekrar başlattı. Devlet bu beş yıl içinde çözüm olanağı yakalamıştı, ama bunun üzerinde fazla durmadı. PKK'da çözümden yanaydi. buna rağmen devlet ciddi adımlar atmadı kürt sorunu yokmuş gibi davrandı, bu bir terör sorunudur dedi. Mesela Öcalan ile altı buçuk aydır görüşme yapılmıyordu. Bu yönde yaklaşimlar olunca tekrar catışmalar başladı. Çatişmaların yeniden başlaması devletin bu soruna yaklaşımından dolayıdır. Ayrıca devlet bu sorunu çözmek için genel af çıkarmalı o insanları serbet bırakmalıdır.
AB eğer Öcalan'dan kendinizi ayrı tutarsanız daha çok yardım ederiz dedi, ama Ali Yiğit liderimizden vazgeçemeyiz dedi. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
V.A.: AB'nin yaklaşımı yanlış. Bir hak verilmesi gerekiyorsa bunu koşula bağlamak yanlış olur. İnsan haklarında şart koşulmaz. Kürt sorununu çözerken Öcalan'ı ayrı tutmak bu sorunu çözmemek demektir. Kürt halkı Öcalanı kendine lider olarak görüyor. Bu yüzden ikisini birbirinden ayıramayız. Öcalan ile 6,5aydır görüülmediği için insanlar sokağa çıkıyordu.Bu demek oluyor ki bu insanlar hala onu kendilerine kürt halkının lideri olarak görüyorlar.
Öcalanla ilgili biraz daha ayrıntılı bilgi verir misiniz? hangi kosullarda şu anda?
V.A.: İnsan haklarına aykırı koşullarda kalıyor. Ne telefon görüşmesi yapabiliyor ne de akrabalarıyla görüşmesine izin veriliyor. Sağlıksız koşullarda kalıyor. Bir insanı ölüme terk etmek gibi birsey bu. İmralı cezaevi Türkiye'deki ceza yasalarıyla yürütülmüyor. (Adalet bakanlığı'na bağlı değil). 6,5 aydan sonra ilk defa geçen hafta görüsüldü. ancak dediğim gibi hiçbir olanak sunulmuyor. Görüşme sırasında AHİM davası için yazı yazmak istediği ama kağıdı kalemi olmadığından yakınıyordu.
Kürtlerin haklarını savunan yeni partiler çıktı: DTH, HAK-PAR gibi.. Bu, kürtlerin politikaya girmesinde gelişme sağlar mı?
V.A.: Demokrasilerde partilerin farklı düşünmesi normal. Dehap vardı kapatıldı. Şimdi başka partiler de var ama baraj düşmedikçe bu partiler kendini ifade edemezler. Dehap bu seçimde 2 milyon oy aldı, ama oyunu temsil edemedi. %10 barajının olması kürtlerin önünde bir settir. Yerel yönetimlerde DEHAP'ın 57 tane belediyesi var ama dialog yok onlarla, fazla olanak sunulmuyor. kürtlerin oy verdiği insanlar parlamentoda temsil edilmeli.
DEHAP'ın 57 sehir'de belediyesi var. Devlet'in tutumu nasıl bu belediyelere karşı?
V.A.: Dernek olarak takip ettiğimiz kadarıyla söyleyeyim. Alanları diğer siyasi partierin alanları kadar geniş değil. Dehap Belebiye Başkanları'na devletin tutumu biraz değişik. Sıkıntılar yasanıyor. Bir ayrımcılık yapılmalı ama aksi yönde: pozitif ayrımcılık. Daha fazla para verilmeli ve dialog olmalı cünkü bu insanlar ne kadar zamandır zor kosullardalar.
Güney doguda kosullar cok kötü. Namus cinayetleri var hala , kadınlar kötü durumda. Bu durumu değiştirmek için ne yapılmalı?
V.A.: Şu an ordaki insanların ilk talebi siyasi acıdan bir huzurun sağlanması. Bu, cok kötü bisey aslında, çünkü insanın ilk isteği bu olmamalı. İnsanların ölmediği, barış içinde yaşandiği bir ortam istiyorlar, sonra tabi sağlık, eğitim gibi istekleri var. Yollar çok kötü. 25 bin sokak çocuğu var. Üniversiteyi kazanan öğrencilerin sayısı yok denecek kadar az. İlk önce refah ortamı sağlanmalı. İnsanlar oraya gitmiyor. Doktor, öğretmen yok. Bölge'ye ekonomik olarak yardım yapılmalı. İş adamları oraya bir iş merkezi kurmaya korkuyorlar. En son Şemdinli olayında gördüğümüz gibi iş markazleri bombalanıyor, böyle bir durumda iş adamları doğal olarak gelmek istemezler.
Namus cinayetleri konusuna gelince, evet, çok yaşanıyor ama bu sadece güneydoğunun problemi degil. Bu, Türkiye' genel bir sorunudur. Bu da hala feodal toplumun özelliklerinin yaşandığını gösterir. Erkek egemen bir toplum var ve bu yüzden kadın erkeğin namusu olarak görülüyor. Eskiden yasalar da bu cinayetleri destekliyordu. Namus cinayetleri hafifletici sebepler arasında yer alıyordu.

<< Home